Jüpiter’in Mukavemeti

Sonbahar aylarında henüz üşütmeyen rüzgarlar eşliğinde doğa yürüyüşü yapmak gerçekten çok keyiflidir. Özellikle bu yürüyüşleri yapabileceğiniz orman ne kadar el değmemiş ise insanın şehir hayatında üzerinde biriken tortulardan arınması da o ölçüde güçlü olacaktır. Nitekim son yüzyıllarda doğadan uzaklaşan insan ciddi bir ölçüde içinde bulunduğu sisteme dair algısını kaybetmiştir. Soyut anlamda olduğu kadar somut düzlemde de bu durum aynı olabilir. Örneğin ana yollardan ve patikalardan saptığınız bir yürüyüş esnasında dalgınlıkla yapraklarla örtülmüş bir su birikintisine basabilir, ayağınız ıslanabilir hatta düşebilirsiniz. Yüksek ihtimalle biraz sövdükten sonra yolunuza devam edersiniz fakat çürüyen şeylerin olduğu durgun sular eğer açık bir yaranız var ise çok ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Fakat dediğim gibi düşük ihtimaller, tıpkı aynı su birikintisinde bir akrep ile karşılaşmak gibi. Eğer çok ıslandıysanız belki bir ateş yakmak isteyebilir ve ıslanan kıyafetlerinizi kurutmanın iyi olacağını düşünebilirsiniz. Hem biraz içiniz ısınır hem de belki hoş sohbetin eşlik ettiği güzel vakit geçirmeye dair bir fırsata dönüşebilir bu durum. Sonbaharın son ateşinin başında su birikintisini nasıl görmedim diye düşünürken kendinize çok kızmayın. Zira akrebin evi yükselene açı yapmaz, yani görmek zordur, ki zaten çoğu insan çürüyen şeylere bakmak istemez. Ateşin keyfini çıkartın ve hatta hangisini kendinize daha yakın görüyorsanız bulduğunuz bir ağaç dalına marshmallow takın… ya da bu cümleleri okuyorken kendinize bir çay ya da kahve alın. Zira yay ve balık burçlarının yöneticisi Jüpiter’in kimi zaman nizami ve doğru kimi zaman çarpık ve eğri büğrü ağaçlarla dolu ormanında bir yürüyüşe çıkıyoruz.

Şehir hayatında insanı bir çok açıdan yoran, yorduğu kadar da yalnız bırakan materyalist yapının içinde Jüpiter’i anlamak kısmen zordur. Kısmen dememin nedeni bizi bir toplum haline getiren unsurların içinde özellikle de kültür, etik, ahlak ve din gibi kavramlarda onu görebilirsiniz. Akrep burcunun aksine yay burcunun evi olan 9.ev bir ateş evi olduğundan yükselen tarafından çok rahat algılanır ve görülür. Dahası insanın toplum yapısına entegrasyonu açısından önemli bir yere sahiptir. Bu entegrasyon biraz hatıra ormanı tadında ve çok düzgün olsa da durum budur. Fakat başta da belirttiğim söz konusu Jüpiter’i anlamak olduğunda tıpkı kendinden sonra gelen oğlak kadar kısıtlayıcıdır. Bu kısıtlamanın iyi ve kötü yanları vardır, tıpkı Jüpiter gibi. Sanılanın aksine Jüpiter salt iyicil bir gök cismi değildir. Yine de yaşamın dinamiklerine geniş bir perspektiften bakarsak ve biraz da hesabı yuvarlarsak onun için en güçlü iyicil diyebiliriz. Fakat bu sıfat sizi kandırmasın, bir bakarsınız, kişisel hayatınızda ya da Dünya yaşamında en büyük felaketlerde onun imzasını görürsünüz.

Yay burcu Jüpiter anlayışında bir kısıtlama getirir ifadesini tekrar ele aldığımızda dik bir açıdan balık burcunun fısıltıları çalınır kulağımıza. Yazının bu kısmında artık bir kısıtlamadan söz etmeyiz fakat artık onu göremeyiz de zira balık burcunun evi, yani 12.ev yükselenin kör noktasıdır. Dahası tıpkı elementi olan su gibi form ve yapı bağlamında net olmamasından dolayı kurduğumuz cümleler artık konuyu anlamamıza hizmet etmekten öte sanki aradaki engeller gibidir. Zira dil temelde insanın dışa dönük yanına paralel şekilde evrimleşmiştir. Fakat burada insan çarpık ve eğri büğrü ağaçların arasında içe dönme çağrısı ile karşılaşır.

İşte mukavemet burada başlar.

Jüpiter’in yönettiği burçlar arasındaki kare açı bize temsil ettiği şeyler arasında gerginlik olduğuna, hatta konu Jüpiter olduğundan bu gerginliğin büyük olduğuna işaret eder. Bu gerginlik o kadar güçlüdür ki, insan tarafsız kalmak açısından zorlanır. Birinden birini seçmek, diğerini ise yok saymaya meyilli bir bakış açısı geliştirir. Bir tarafta fanatik diğer tarafta umursamaz olabilir. Biri aşırı kontrolcü iken diğeri kontrolü kaybedebilir. Dengenin sağlanabileceği bir konum değildir zira denge karşıtlıklar arasında olur, en azından mantık bize bunu söyler. Diğer yandan burada bir karşıtlıktan bahsetmek bu ormanın gerçeğini idrak etmeye giden tüm yolları tıkar. Yine de aradaki kare açı ve ortaya koyduğu gerginlik bize bir yol bulmak için istek sağlayacaktır. Bu istek yanına yoldaş olarak mantığı alabilir ama bir yere kadar zira zodyağın açık ara en iyi izcisi olan ve yolu bulmamıza yardımcı olabilecek yayın temsili inançtır. İnanç tıpkı yay gliftindeki centaur’un galaksi merkezini hedef alması gibi bize yol gösterebilir. Fakat aynı inanç burnumuzun önünü görmemize de engel olabilir. Biliyorum devamlı varsayımlardan oluşan dolanımdan sıkıldınız ve bu biraz gergin bir hal almaya başladı. Yolculuğun başında yaktığımız ateşin başındaki hoş sohbet gibi değil. Akşam olmak üzere ve talihsizliğe bakın ki sis bastırmaya başladı, galiba zor bir gece bizi bekliyor. Şükredelim ki, ateşimiz ve suyumuz var. Eğer Jüpiter etkilerinin  yoğun olduğu biri de var ise, inanın çok sıkılmazsınız. Geçmişten ya da gelecekten, muhakkak anlatacak çok şeyi vardır.

2011 yılının yaz aylarında kapıdağ yarımadasının iç kısımlarında bulunan fakat nerede olduğu konusunda haritaya bakarak tahmin yürütmek dışında hiç bir bilgimin olmadığı bir manastır kalıntısını keşfetmek ve kamp yapmak için yola çıktım. Genel olarak sık ağaçlık bir bölge olduğundan geniş düzlükler arasından en büyüğünü gözüme kestirmiş ve yön duyguma güvenmiştim. Alanı hiç tanımıyor oluşumun kaçınılmaz sonucu olarak tabi ki kayboldum. Saatler ilerliyor ve güneş yavaş yavaş alçalıyorken stres katsayım artıyordu zira kaybolmuş olmanın verdiği belirsizlik hissiyatı can sıkıcıydı. Zihnimde tayin ettiğim yön ile paralel olmadığı için ana yoldan ayrılmış belli belirsiz patikalarda ilerliyordum. Bazen bitki örtüsü sıklaştığı ve hareket alanım daraldığı için hızlı hareket edemiyordum. Sık sık telefonumu gps özelliği için kontrol etmeme rağmen verimli sonuç aldığım anlar azınlıktaydı. Yorulduğum ve ağaçların yolumu tıkadığı bir an umutsuzluk içerisinde telefonuma baktım. Şanslıydım çünkü gps bu sefer çalışıyordu. İşin komik yanı yaklaşık 10 metre yakınımda bir ana yol gösteriyordu. Geçit vermeyen bitki örtüsünü üstümdeki kıyafetlerin yırtılmasını göze alarak bir hışımla geçtim. Artık yürüdüğüm yolun manastıra çıkmasını ümit etmekten başka şansım yoktu. Güneş batmıştı fakat direk olmasa da hala göreceli bir aydınlık vardı. Derken birden çok geniş bir vadide buldum kendimi, burası olmalıydı fakat hala görünürde bir yapı yoktu. Dikkatlice baktığımda sadece dış duvarları kalan yapı ağaçlar arasında saklandığı yerden gözüme çarptı. İçimde tarifsiz bir mutluluk hissiyatı vardı ve belki ilerleyen yıllarda kayıp olmanın verdiği stresi bir daha yaşamadım fakat oraya her gittiğimde benzer hissiyatları deneyimledim.

Bu yol hikayesini yay ve balık burçları üzerinden anlatmaya kalktığımızda bir çok gölge yön görebiliriz. Yay burcunun tedbirsizliği ve aşırı iyimser hali ile balık burcunun aşırı sezgiselliği ve belki birşeylerden kaçma isteği birleştiğinde bir çok olumsuz senaryo olasılık dahilindedir. Fakat kare açının doğasında yüksek bir potansiyel enerji söz konusudur. Bu potansiyel enerji Jüpiter prensipleri ile birleştiğinde bazen bir trajedinin önüne geçebilir ve onu engelleyebilir. Kaldı ki dönüş yolunda bir uçurum kenarından yürürken en az 25 metrelik düşüşe toprağın kayması ve ayağımın yarısının boşlukta durması ile çok yaklaşmam bu prensibin fazla zorlanmaması gerektiğini de gösteriyor. Kalp atışlarımın göğsüme verdiği acıyı hala hatırlarım.

Jüpiter’in mukavemetini anlama yolculuğuna devam edelim. Bu sefer gençlik yıllarımdaki tedbirsiz ve aşırı sezgisel davranan ben ve benim için büyük keşif olan kirazlı manastırı hikayesinin yerine insanlık tarihinin en büyük keşiflerinden birini koyalım.

Göbeklitepe

Açıkcası bu yazıda göbeklitepe’nin keşfi, anlamı ya da keşfeden arkeolog hakkında bir anlatım kullanmıcam hatta bu konuyu ayrı bir yazı olarak ele alıyorum. Fakat göbeklitepe’nin keşfinin toplumun farklı kutuplarında nasıl yankılandığına dair bir tespiti ortaya koymaya çalışıcam. Konuya giriş yapabilmek için en yalın hali ile şu şekilde bir özet geçmemiz mümkün diye düşünüyorum. Göbeklitepe keşfedilmesine kadar önce tarım devriminin gerçekleştiğini, devamında yerleşik hayata geçildiğini ve bununla birlikte dinsel düşüncenin ortaya çıktığını düşünüyorduk. Fakat göbeklitepedeki bulgular bunun bu şekilde olmadığını bizlere gösterdi. Sonucunda önceki teoriyi destekleyenler ile inanç faktörünün tarım ve yerleşik hayattan önce bir devrim yarattığını söyleyenler arasında kutuplaşma meydana getirdi. Diğer yandan ilginçtir göbeklitepe’nin ortaya koyduğu gerçeği yadsıyanlar sadece inanç kavramını değersizleştiren ve materyalist algıyı tercih edenler değildi. Bazı dindar çevreler tarafından da edinilen bulgulara sıcak yaklaşılmadı. İşte tam da bu aşamada yazının konusu olan Jüpiter’in mukavemetine bir örnek daha gözler önüne serilmiş oluyor.

Göbeklitepe’nin ne amaçla yapıldığı konusunda tam bir netlik söz konusu değil. İlk başta bir tapınak ya da ibadet merkezi gibi ele alınsa da, animistik insanın içinde ezoterik anlamlar bulundurduğuna dair düşünceler de var. Önceden bahsettiğim yay burcunun sınırlayıcı ifadesi ibadete sıcak bakarken konu ezoterik bir boyut aldığında burun kıvırmayı tercih ediyor. Hatta ilginçtir günümüzde bir miktar ayağa düşen astroloji içinde de bunu biraz görebiliriz. Basma kalıp burç özelliklerinde balık burcu için pek derin ifadeler kullanılmaz.

Diğer yandan zodyak hali hazırda göbeklitepenin keşfinden öncede insanlığın yaşadığı devrimsel süreci birebir aynı şekilde vurgulamıştır. Akrep sürecinden sonra yay sürecinde inanç ortaya çıkar ve devamında oğlak yani satürn ile tarım devrimi gerçekleşir. Şüphesiz göbeklitepedeki anlamı dahi görmek istemeyen birine göreceli olarak çok daha sıradışı ve sindirmesi zor bu gerçekliği anlatamazsınız.

Ama yukarıda bahsettiğim gibi gerçeğin önündeki tek engel maddeci bakış açısından ibaret değil. Bu mukavemetin yarattığı gerginlikten çok daha karanlık bir şekilde payını alanlarda oldu. Hatta bu olay göbeklitepe gibi çok eski zamanlarda değil m.s. 922 yılında bağdatta gerçekleşti.

Hallac-ı Mansur

Vahdet-i vücud, panteizm ya da panenteizm bu kavramlar arasında bazı farklılıklar bulunmaktadır. Fakat sufiler, teologlar yada felsefeye yön veren ünlü düşünürlerin üstünde tartıştıkları bu farklılıklar yazımızın konusu değil. Kısaca genel anlamda evrendeki herşeyin tanrı ve yaratılan ile yaradanın bir olduğunu öne süren bir düşünce şeklidir. Düşüncenin içeriği dile getirenin anlayışına göre şekillenmektedir. Tabi bide düşüncenin ortaya koyduğu ifadenin karşı tarafta nasıl algılandığına göre… Hem ifade hem de algı şeklinin yarattığı gerilim bu yazının ana amacına uygun bir örnek olarak karşımıza çıkmakta.

“En-el hakk”

Bu sözü ilk dile getiren Hallac-ı Mansur olmuştu. Bu söz “ben hakk’ım” anlamına gelmekteydi ve “hakk” Allah’ın isimlerinden biriydi. Bu durum yanlış zamanda yanlış insanlara karşı yaptığı söylemin tevhid inancına ters düşmesi ile birleşince ölümüne hatta feci şekilde katledilmesine sebep oldu. Aslında huşu ve alçakgönüllü bir şekilde benliğinin Allah aşkı ile erimesinin ve arınmışlığının tezahürüydü. Ölümünden sonra felsefesi ve yaşam biçimi ile sadece müslümanları değil bütün inançları etkiledi.

Marshmallow kaldı mı?

Sise yakalandığımız orman gezimizin sonlarına yaklaşıyoruz. Islanan kıyafetlerimizi ateşte kuruturken haritasında yükselen (yay) yöneticisi Jüpiter’in ikizler burcunda konumlandığı birinin anlatısı ile zaman akıp gitti.

“Eh sanırım biraz daldan dala atlıyor olabilirim ama en nihayetinde bir bütünlük seziliyor olmalı” diye düşündüm ve eve dönüş yoluna geçmeden hazır konuşacak ortamı bulmuşken sezgilerime güvendim ve anlatmaya devam ettim.

Jüpiter sahip olduğu devasa kütle dolasıyla Güneş sistemindeki sayısız asteroidi belirli bir yörüngede tutar. Bu durum büyük iyicil dediğimiz Jüpiter’in Dünyamızı bu asteroidlerden koruduğunu düşüncesini canlandırabilir fakat bu gerçekliği dinazorlara sorduğumuzda aynı cevabı alacağımız şüphelidir. Yine de sayısız yaşamı yok eden meteor çarpması gibi bir felakete “her şerde var bir hayır” demek biz insanlar için absürd durmaz. Nitekim bugün işten eve dönerken bir t-rex ile karşılaşmayacak olmanıze şükredebilirsiniz ama bunu sağda solda dillendirmeniz absürd olabilir. Albert Camus’a göre felsefeye en çok katkı sağlayan kavramlardan biridir absürdizm. Bu bağlamda aslında konudan sapmış değiliz. Sadece çelişkilerle başa çıkmaya çalışıyoruz. Bu konuda bize yardımcı olabilecek bir diğer kavramı ele aldığımızda zaten yine çelişkiler hissedicez. İman hemen hemen tüm semavi dinlerde karşımıza çıkar ve şartları vardır. Öyle birşeydir ki, yayı geren kişide muazzam bir kararlılık ve tutarlılık ister. Biraz yağmur duasına çıkarken yanına şemsiye almaya benzer. Fakat yayların yağmur yağarken yanlarına şemsiye almadğı da sıkça görülmüştür. Yay için ihmalkar diyorsanız yağmur yağdığı için ayakkabılarını çıkartıp yağmur altında koşturan balık sizi çok şaşırtabilir. O ise ne kararlıdır ne de tutarlı. Yine de Jüpiter tarafından tıpkı yay gibi iltimas geçilir. Zira yağmurda kendisini aradığını bilir. Fakat bu iki burç bazen daha önce bahsettiğim bir diğerini yok sayma hatasına düşebilir. Bu durum ehven-i şer hali ile fanatik, bağnaz ve aşırı kontrolcü bir yapı ortaya koyarken diğer halinde ise kontrolsüz bir büyümeye hatta tanrıcılık oynamaya dönüşebilir. İki durumda da yağmura yıldırım eşlik etmesi işten bile değildir. 9.evde sürekli yargı dağıtıyorsak ya da 12.evin özündeki mütevaziliği kaybettiysek Jüpiter prensibini doğru çalıştıramıyoruz demektir. Bu durumda hem sıcaklığında ısınarak canlandığımız sonbahar ateşi söner hem de yaralarımızı akıttığımız içimizdeki okyanus kirlenir. İnanmayan gün gelir göz yaşları ile secde eder, inanan gün gelir yolunu kaybeder. Bunlar sorun değildir, sorun olabilecek tek şey burada sorun görmektir.

Mukavemet sona erer mi? Hayır. Fakat artık ormanı daha iyi bilir ve birliğimizi daha iyi hissederiz. En nihayetinde yolculuğumuzda bulduğumuz anlam, yerdeki ateşin artık elimizde bir meşaleye dönüşmesini sağlar. Ateşin ışığı ile sislere aldırmadan okyanusa çıkan yolu bulabiliriz.

Kim bilir belki bu sefer su birikintisine düşmemeyi ya da onu görmeyi de başarabiliriz.






Yorum bırakın

Benzer Yazılar

Sıkça Sorulan Sorular

How do I request approval for home modifications?

Submit an architectural review request form through the member portal or contact the HOA office directly.

How often should I maintain my lawn?

Lawns should be mowed weekly during growing season and maintained year-round according to seasonal guidelines.

What are the quiet hours in our community?

Quiet hours are from 10:00 PM to 7:00 AM on weekdays, and 11:00 PM to 8:00 AM on weekends.